Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

Cocuk Sube - Cocuklarda Basarinin Sirlari

Giriş
 
16. asır İngiliz Filozoflarından Francis Bacon, şöyle derdi:
— Bizi güçlü yapan, yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir.
Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir.
Bizi bilgili yapan, okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.
Ve bizi sevimli yapan da, başkalarına verdiğimiz öğütler değil, onları kendimizde uygulamamızdır.
 
DOĞRU YOLU KULLANMAK

Küçük bir çocuk gayet ağır bir taşı kaldırmaya çalışıyorsa da, yerinden oynatamıyordu.
O sırada kendisini seyreden babası, yanına giderek sordu:
— Bütün gücünü kullanıyor musun? Yapabileceğin her şeyi yaptın mı?
Kan ter içinde kalan çocuk:
— Evet kullanıyorum, elimden gelen her şeyi yaptım, dedi.
Baba, sakin bir sesle:
— Hayır, yapmadın, dedi.
Ve ilave etti:
— Benden henüz yardım istemedin.
 
DİKKATLİ BAKMAK
 
Kimya hocası, kötü kokulu bir sıvıyı masanın üzerine koyarak öğrencilerine:
— Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz, dedi. Ve bir parmağını sıvının içine sokarak ağzına götürdü. Öğrencilerinden de aynı şeyi yapmalarını istedi. Öğrenciler, ister istemez parmaklarını sıvıya batırdılar, ağızlarına götürdükleri zaman da yüzlerini ekşittiler.
Öğretmen, öğrencilerini tekrar azarladı:
— Bir daha söylüyorum : Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz.
Eğer dikkatli bakmış olsa idiniz, ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz.
 
KAFAYI GELİŞTİRMEK

Amerikan Yüksek mahkeme üyesi Oliver Wendell Holmes, 90 yaşında (1932) kendi isteği ile emekli olmuştu.
94 yaşında da ölmüştü. Roosevelt, 1932’de ilk defa Cumhurbaşkanı seçildiğinde, Hakim Holmes’i evinde ziyaret etmiş, onu kütüphanesinde Platon’u (Eflatun) okurken bulmuştu.
— Hakim Bey, Platon’u niye okuyorsunuz? diye sormuştu.
90 yaşındaki Hakim Holmes, bu soruya şu cevabı vermişti:
— Kafamı geliştirmek için okuyorum, sayın cumhurbaşkanım.
 
ÇALIŞVE MUTLU OL

Bernard Shaw bir vakit şöyle demişti:
— Bütün çalışma gücümü kullanıp yitirdiğim vakit, ölmek isterim. Çok çalışırsam çok yaşayacağıma inanıyorum. Hayat, benim için titrek bir kandil değil, kuvvetli bir meş’aledir. O meş’alenin mümkün olduğu kadar güçlü ve parlak bir şekilde yanmasını sağladıktan sonra, onu gelecekteki nesillere emanet etmek istiyorum.
( Görüldüğü gibi, çalışma gücü, insana yaşama sevinci vermektedir.)
 
AĞIR YEMEK VE BAŞARISIZLIK

Ağır yemekler yemek, Fransa İmparatoru Napolyon’un Borodino ve Leipzig savaşlarında muzaffer olmasını önlemiştir. Her iki savaş sırasında da Napolyon, hazımsızlıktan muzdaripti. Dresden savaşının 3. günü, Napolyon’un yanında olan Alman Romancı Hoffman şöyle demiştir:
— İmparator, savaştan evvel soğanlı koyun kızartması yemeseydi, düşmanlarını mahvedebilirdi.
 
GENÇ KALMAK

General Douglas Mac Arthur’un, Tokyo’daki karargahında, bir duvara, şu yazı yazdırılmıştır:
— Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir. İnsan, inancı derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır. Kendine olan güveni derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç ve ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
( İnsan bedenen yaşlansa bile, ruhen, ümitleriyle, şevk ve gayretiyle genç ve dinç kalmaya devam edebilir.)
 
ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

Sid Turell anlatıyor:
— İlk tahsilimi yaptığım okulda, her türlü halk tabakasına mensup öğrenciler vardı. Okulun ilk açıldığı gün, öğretmenimiz bize şunları söylemişti:
— Kiminiz büyük evlerde oturuyorsunuz, kiminiz kulübelerde. Ama bu sınıfta hepiniz eşitsiniz. Burada önemli olan şey sizin davranışlarınızdır. İnsanlarla olan ilişkilerinizde, ne zorba olup kimseyi ezin. Ne de dalkavuk olup ezilin. İster yüksek mevkide olsun, isterse aşağı mertebede herkese hürmet ve nezaket gösterin.
( Hiçbir nasihat, hayatımda bu kadar kıymetli olmamıştır. Yüksek bir şahsiyete yaranmak veya bir kapıcıyı azarlamak istediğim vakit, hep bu sözleri hatırlarım. Hayatıma yön veren bu sözler olmuştur. )
 
YAZMAK VE UYGULAMAK

Tanınmış kadın romancı Virginia Woolf, hatıratında, bir romanın iyi bir eser olup olmadığına nasıl karar verdiğini, şu şekilde ifade etmiştir:
— Bir romanın, iyi bir eser olup olmadığını anlamak için, okuyanın hayat görüşüne herhangi bir ilave yapıp yapmadığına bakarım.
 
ELİMİZDEKİLERİN DEÄ�ERİ

Epiktetos diyor ki:
— Başarı bir seyahattir, hedef değil. Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Zira yolun sonunda olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu. Mutlu olmanın zamanı ise, bugündür, yarın değil. Akıllı bir insan odur ki, sahip olmadığı şeyler için üzülmez. Sahip olduğu şeylerin ise değerini bilir, sevinir.
 
BOŞVAKİT

Elihu Burritt, kendini yetiştirme konusunda başarının sırrını dehaya vermez; “boş vakitler” denen zaman parçacıklarını, itina ile değerlendirmeye bağlardı. Kendisi, bir demirci olarak hayatını kazandığı sıralarda, eski ve yeni 18 kadar lisan ile, 22 Avrupa lehçesini boş vakitlerini değerlendirmek sayesinde öğrenmiştir.
 
SÜREKLİ İDEAL

Ünlü Devlet sanatçısı Şef Hikmet Şimşek, sanat hayatındaki başarısının ve zihnen dinç kalmasının sırrını, şöyle açıklamaktadır:
— Beni dinç tutan, şudur: Önüme erişilmesi gerekli bir hedef koyuyorum. Ona ulaşmak için koşuyorum. Oraya varınca, bu kez, yeni bir hedef belirliyorum. Sonra başka bir hedef belirliyorum. Bu, hep böyle sürüp gidiyor. Boş durmamaya gayret ediyorum.
 
ZAMANIN KIYMETİNİ BİLMEK

— Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir öğrencinin evinden öteki öğrencinin evine at üzerinde giderken, yolda geçen boş zamanlarda, Fransızca ve İtalyanca’yı öğrenmiştir.
— Kirke White, bir avukatın yazıhanesine gidip gelirken, Yunanca’yı öğrenmiştir.
— Fransa’nın eski başkanlarından Daguesseau, yemek vaktini beklediği sıralarda, kocaman bir kitap meydana getirmiştir.
—Madame de Genlis, eserlerinden pek çoğunu ders verdiği asilzâdeleri beklediği boş vakitlerinde kaleme almıştır.
 
GENÇLERE ÖRNEKLER

İngiliz romancı Charles Dickens, Pickwick’in Belgeleri adlı pek çok dile çevrilmiş olan eserini 25 yaşında iken yazmıştı.
— Benjamin Franklin, Fakir bir Adamın Almanağı adlı ünlü eserini yazdığında, 26 yaşında idi.
— Handel, ilk operasını 14 yaşında iken kaleme almıştı.
— İngiliz şair Alexander Pope, 14 yaşında iken sone’ler yazıyordu.
— 3 yaşında iken Grekçe öğrenmeye başlayan John Stuart Mill, 8 yaşına geldiğinde bu dille yazılmış bütün eserleri okuyacak kadar Grekçeye vakıf olmuştu.
 
VE YAŞLANMAMAK
 
— Bismarck, Alman Birliğini kurduğu vakit, 70 yaşında idi.
— Goethe 83 yaşında öldü. En büyük eseri olan Faust’u ölümünden 1-2 yıl önce bitirmişti.
— Mimar Sinan, Süleymaniye’yi bitirdiği vakit, 70 yaşını geçmişti.
— Büyük opera bestecisi Verdi, ünlü eseri Otello’yu bestelediği sırada 75 yaşında idi.
— Ünlü heykel sanatçısı Rodin, en iyi eserlerini 70’inden sonra yapmıştı.
— Albert Schweitzer, 88 yaşında iken, Afrika’daki hastanesinde hala ameliyat yapıyordu.
— Thomas Hobbes, The Odyssey’i Yunanca aslından İngilizce’ye çevirdiği sırada 87 yaşında idi. Ve bir yıl sonra da İlyada’yı tercümeye başlamıştı.
— Don Counsilman, 58 yaşında Manş Denizini geçen en yaşlı adam unvanını almıştı.
— Charlie Chaplin (Şarlo), 76 yaşında iken, hala filim yönetmenliği yapıyordu.
— 1928-1932 yılları arasında Amerika Cumhurbaşkanı olan Herbert Hoover, 84 yaşında iken Amerika’nın Belçika Büyük Elçisi olarak vazife yapmıştı.
— Opera bestecisi Verdi, 80 yaşında iken, Falstaff ve 85 yaşında iken de Ava Maria adlı eserlerini bestelemişti.
— Dört defa İngiltere’ye Başbakan olan William Gladston, 4. defa bu göreve geldiğinde 83 yaşında bulunuyordu.
— Anatole France 80, Thomas Hardy ise 88 yaşında iken, edebî şaheserler vermeye devam ediyorlardı.
— George Bernard Shaw, piyeslerinden biri ilk defa sahnelendiğinde 94 yaşında bulunuyordu.
 
SABIR VE AZİM = BAŞARI

     Ünlü müzisyen Enrico Caruso’nun ilk musiki hocası:
— Senin sesin pencere kenarından giren rüzgarın ıslık çalmasına benziyor, diyerek ders vermeyi reddetmişti. Ama o, sonraları İtalya’nın en büyük tenör’larından biri oldu.
— Emil Zola, Sorbone Üniversitesinin Dil ve Edebiyat sınavını kazanamamıştı. Sonraları Marsilya Üniversitesine girmek istediyse de, yazılı imtihanı çok kötü yaptığından sözlü imtihana girememişti.
— Ünlü ingiliz yazarı G.K. Chesterton, çocukluğunda sevimsiz, şişman bir çocuktu. Ve 8 yaşına gelinceye kadar da okumayı öğrenememişti.
— Napoleon’u Waterloo’da mağlup eden (18 Haziran 1815) ünlü İngiliz kumandanı Arthur Wellesly, öylesine tembel bir talebe idi ki, annesi onu ünlü Eton Kolejinden almak zorunda kalmıştı.
( Sonradan başarıya imza atmış pek çok ünlünün çocukluğunda bu gibi başarısız dönemler olmuştur. Bir konuda başarısız olan kişinin her konuda başarısız olacağı şeklinde bir kanun yoktur. Yeter ki kişi, yetenekli olduğu sahayı bulsun, azim ve gayretini yitirmesin.)
 
KARARLILIK

İngiliz milletvekili Benjamin Disraeli, Parlamento’daki ilk konuşmasında ıslıklanıp yuhalanmış, konuşmasını tamamlayamadan kürsüden ayrılmak zorunda kalmıştı. Ama o, kürsüyü terk ederken şu sözleri söylemekten de geri durmamıştı:
— Pekâla, sözümü burada kesiyorum, ama ilerde, sözümü kesmeden dinleyeceğiniz bir gün mutlaka gelecektir. (Disraeli, zamanla hem İngiltere Başkanı, hem de sözü dinlenen iyi bir hatip oldu.)
 
ÇOK KİTAP OKUMANIN FAYDASI NE?

Amerikalı eğitimci ve felsefeci John Dewey’e, 90. doğum gününde bir gazeteci şu soruyu sormuş:
— Okuduğunuz bunca kitabın, size ne faydası oluyor?
John Dewey, bilgi ve kültürünün artmasını kastederek:
— Dağlara tırmanmama yardım ediyor, cevabını vermiş.
Gazeteci, filozof’un bu cevabından bir şey anlamamış ve:
— Dağlara tırmanmak mı? Dağlara tırmanmanın ne faydası var? demiş.
Filozof, gazeteciye şu açıklamayı yapmış:
—Tırmanacağınız diğer zirveleri görebilmek için, dağlara tırmanmak gerekir. Bundan vazgeçtiğiniz an, kaç yaşında olursanız olunuz, yaşamınız sona ermiş demektir.
 
DEHA VE BAŞARI

Amerikan Cumhurbaşkanlarından Theodore Roosevelt hayatta herkesin başarılı olabileceğini söyler ve şöyle derdi:
— İki türlü başarı vardır. Biri çok nadir rastlanan bir başarıdır ki, deha mahsûlüdür. İkincisi, normal insanın başarısı ki, bu insan dâhi değildir. Başarısı da deha mahsûlü değildir. O, sadece hemcinsleriyle paylaştığı alelâde vasıflarını alelâdenin üstünde bir derecede geliştirmiş insandır.
 
BOŞDURMAMAK

Uzun bir ömür süren ve hayatının her anını çalışarak geçiren Süheyl Ünver’e, ileri bir yaşta iken bazı dostları lâtife kabilinden sormuşlar:
— Azrail sizi unuttu mu yoksa?
Süheyl Ünver’in cevabı şöyle olmuş:
— Hayır, Azrail’le yakında görüştük. Bana dedi ki: “Boş bulursam götürürüm”
( Başarılı olmanın yolu, hayatı dolu dolu yaşamak, ömründe değerlendirilmemiş zaman parçasına mümkün mertebe yer vermemektir.)
 
BAŞARI İÇİN

Meşhur alimlerden biri, insanın maddî manevî her konuda başarılı olmasını çalışmaya bağlar ve şöyle derdi:
— Suyu düşünmek, susuzluğu gidermez. Odunu düşünmek, insanı ısıtmaz. Bu misaller gibi, insanın bir şeyi sadece düşünmesi ve istemesi de, insanı hedefine ulaştırmaz. Başarı için,
— Çok gayret,
— Çok çalışmak, Uyulması gerekli tüm şartlara riayet etmek lâzımdır.
 
ZULÜMDEN NASIL NEFRET ETTİRDİ?
 
İran’ın dünyaca ünlü âdil hükümdarı Nuşirevan, henüz çocukken öğretmeninden haksız yere bir dayak yemişti. Nuşirevan bu hâdiseyi hiçbir zaman unutmadı. Nitekim tahta geçtikten sonra, o çocukluk öğretmenini çağırtıp kendisini bu haksız yere dövmesinin sebebini sordu. Öğretmenin cevabı düşündürücüydü:
—Babandan sonra senin hükümdar olacağını biliyordum. İstedim ki, zulmün acısını ömründe bir defacık olsun tatmış olasın da, başkalarına zulmederken yaptığın işin kötülüğünü hatırlayasın.
 
BİR YABANCI DİL BİLMENİN FAYDASI!..
Farenin burnuna nefis bir peynir kokusu gelmişti. Araştırmak üzere deliğinden başını çıkarınca, bir kedi sesi işitti ve hemen deliğine sindi. Ertesi gün, yine fare delikten başını çıkarınca, kedi sesini duyup deliğine çekildi. 3. gün, fare iyice acıkmıştı. Kediyi nasıl aldatabilirim düşüncesiyle, delikten başını çıkardığında bu defa kedi sesi değil köpek havlaması işitti. Fare sevindi. Demek ev sahipleri kedi yerine köpek edinmişlerdi. Kendinden emin ve rahat şekilde, peynirin kokusuna doğru giderken, odanın bir köşesinde gizlenen kedi, bir sıçrayışta fareyi yakaladı. Ve yanında kendisini merakla izleyen yavrusuna:
— Gördün mü yavrum, dedi. Bir yabancı dil bilmenin faydasını...
 
YAPILAN HER İŞİ ÖNEMLİ GÖRMEK

Ünlü orkestra şefi Artura Toscanini’nin 80. doğum gününde, oğlu Walter’e:
—Babasının en önemli işinin, en büyük başarısının ne olduğu sorulmuştu.
 Walter şu cevabı verdi:
— Babam açısından böyle bir şey düşünülemez. Çünkü herhangi bir anda, ne iş yapıyorsa, o iş, babamın hayatının en büyük işidir. İster bir orkestra yönetsin, isterse bir portakal soymuş olsun, yaptığı her şeye o, son derece önem verir ve özenle yapar.
 
YÖNETİMDE BAŞARININ SIRRI

ADALET - İran orduları başkomutanı Hürmüz, esir edilip Medine’ye getirildiğinde, Hz. Ömer’i, pervâsız ve mütevazı bir şekilde, dışarıda yatıp uyur halde görmüştü. Onun bu haline gıpta ederek:
— Adaletle hükmettiğin için, emniyet içinde uyuyabiliyorsun, demişti.
 
Büyük İskender, Hindistan seferinde orada uygulanan kanunların çok az olduğunu görünce, Hindistanlı hâkimlere:
— Ülkenizin kanunları niçin böyle azdır? diye sormuştu.
Hâkimler:
— Biz, hak sahibinin hakkını kendiliğimizden veririz. İçimizdeki hükümdarlarımız da âdildir, cevabını vermişlerdi. İskender:
— Adalet ile kahramanlıktan hangisi üstündür sizce? diye sordu.
Hakimler:
— Adalet yerine getirilirse, kahramanlığa gerek kalmaz, karşılığını verdiler.
 
İRADE -  Ünlü bir İngiliz yazarı soruyor:
— Hayatta muvaffak olmak için ne lâzımdır?
Sıhhat mı? Hayır.
Para mı? Hayır.
Zekâ mı? Hayır.
Yüksek bir ilgi mi? Hayır.
Ve ilave ediyor:
— Hayatta muvaffak olmak için, her bakımdan beslenmiş, büyütülmüş bir irade kuvveti lâzımdır. Bu irade kuvvetine biz, fizikteki tabiriyle enerji diyoruz. Ruh enerjisi: Sıhhati de, refahı da, kültürü de, o oluşturur.
 
TAŞKAFA-BOŞKAFA- HOŞKAFA

Harun Reşid’in mürşidi Behlül-ü Dana, bir gün pazara 3 tane kuru kafa getirerek satmaya başlamış.
— Kaça satıyorsun? diye soranlara da:
— Biri bir paraya, biri on paraya, biri de ağırlığınca paraya, demiş.
— Ey Behlül! Bu fiyat farkları neden? diye soranlara, şu açıklamayı yapmış:
—Birincisi, taş kafadır; en ucuzdur. Çünkü hiç nasihat dinlemez.
—İkincisi, boş kafadır; nasihat dinler, ama tutmaz.
—Üçüncüsü ise, hoş kafadır. Hem dinler, onunla amel eder. Hem de başkasına öğretir. Bunu da ağırlığınca paraya veriyorum.
 
SORUMLULUK

Müzikte çağın en büyük tenörü Enrico Caruso, sahneye çıkmadan önce son derece heyecanlanır, adeta tiril tiril titrerdi. Bir keresinde, New York Metropoliten Operasında, Verdi’nin Maskeli Balo’su oynanıyordu. Caruso’yu gerginlik içinde titrerken gören mesleğe yeni başlamış bir bayan, hayretle sordu:
— Bay Caruso, niye bu kadar heyecanlısınız?
Caruso, tam bir ciddiyet içinde şu cevabı verdi:
— Diğer müzisyenler yeteneklerinin yüzde yüzünü kullansalar bile, ben yüzde yüz ellisini kullanmalıyım.
( İnsan, kabiliyetlerini tam kapasite kullanmakla yetinmemeli; kendi kendini aşmaya zorlamalıdır. Çünkü kalıcı başarılar, ölümsüz eserler, hep kendini aşabilen yüksek performans gösterenlerin ürünleridir.)
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • Emniyet Teşkilati Mensupları Hanımları Yardımlaşma Derneği
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • KGYS